Ana içeriğe atla

Eşini Kaybettikten Sonra Yaptığı Paylaşımlarla Yüreklere Dokunan Yazar: Şermin Yaşar Arda

Oyuncu anne olarak bilinen Şermin Yaşar Arda, yaklaşık 3 ay önce evlendiği eşi Prof. Dr. Nedim Arda'yı kalp krizi sonucu kaybetti. Ama o günden sonra sevgisi bitmedi aksine daha da depreşti. Umarım en kısa zamanda acısı diner...

"Yazmak istiyorum. Acımı azaltmak için başka bir yol bilmiyorum, tek bildiğim iş yazmak."

Cenazeye gittik, yakamıza Cemal Amca’nın fotoğrafını astılar. Törenden sonra arabaya bindik, yakamızda birer fotoğraf...O akşam oturdum ve Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu öykümü yazdım. Bitirince Nedim’e okudum. Sevdiği kadını toprağa verdikten sonra onun yaka fotoğrafını saklayarak cenaze yaka fotoğrafları koleksiyonu yapan bir adamın öyküsü. Şöyle bitiyor. “Reyhan Hanım’ı ilk cildin ikinci sayfasına koydum. Her vesikalık karşılıklı sayfalarda dört kişi yatıyor. Reyhan Hanım yalnız…

Yapayalnız yatıyor. Vasiyetimdir, benim vesikalığımı Reyhan Hanım’ın karşı sayfasına koyacaksınız… Gün gelip birileri bu ciltleri incelediğinde bize bakacaklar ve tekrar kapatacaklar… Yanaklarımız birbirine değecek Reyhan Hanım’la… Dudaklarımız birbirine… Biri tekrar açana kadar öylece kalacağız huzur içinde…” Birkaç ay sonra kaderde yakamda Nedim’in, sevgilimin, kocamın, yol arkadaşımın fotoğrafını taşımak var. Hissetmiş miyiz, denk mi gelmiş, bilmem ama; bizim iki fotoğraflık bir koleksiyonumuz olacak Nedim, koca bir defterin ilk sayfasında yalnız duracaksın, ben gelene kadar...

"Taziye için gelen pek çok kişi “sözün bittiği yerdeyiz” dedi. İnsan ne diyeceğini bilemiyor evet, ama benim için belki de sözün başladığı yerdeyiz."

Biz evlenirken bana aranızda çok yaş farkı var, o erken ölecek dediler. Haklıymışlar, ama ölüm bana da gelebilirdi. O kadar sevdim, o kadar sevildim ki bir buçuk yılda, on ömrün sevgisine bedel... Ben kararımı alırken başkasıyla sevgisiz ama zoraki evli, elli yıl geçireceğime seninle on yıl geçiririm, demiştim. Aşkın var olduğunu biliyordum ama bu kadar güzelini görmemiştim.

Beni her gece “Nasıl yazıyorsun anlamıyorum ama, ne olur hep yaz,” diye otutturdu masaya, karşıdan izledi. “Ya sen bakarken nasıl yazayım” dedim hep gülerek, “E canım sen de gözümün önünde yaz, özlüyorum” dedi. Hep yazacağım Nedim, hep. Gözünün önündeyim biliyorum, sen de öyle. Sen hep “ne kadar duygusal olduğunu bilmesem bu kadın taştan diyeceğim, nasıl baş ediyorsun her şeyle” derdin. Taştan değilim, taş olsam dün orta yerimden çatlar, paramparça olurdum. Ama baş edeceğim. Aşkın da benim içindi, acın da yokluğun da benim için...

"Boğazıma kadar aşk, sevgi, huzur ve acı içindeyim."

Herkes yarım kaldı yazmış. Hiçbir şey yarım kalmadı. Ben göreceğimi gördüm, yaşayacağımı yaşadım. Boğazıma kadar aşk, sevgi, huzur ve acı içindeyim. Hiç yaşamayabilirdim bunları, hiç tanımayabilirdim, o da öyle göçüp gidebilirdi. Nolur sarılın sevdiklerinize, bağırın sevginizi, yaşayın, siz yaşayın.

"Size evlilik haberimizi verirken 'Biz bugün iki kırık dalı aşıladık, tutsun diye dua ettik, gölgesinde çok insan barındıran bir ağaç olsun inşallah.' diye yazmıştım."

Dün biri kulağıma “Çok üzgünüm, ağaç aşınız tutmadı” dedi cenazede ağlayarak. Algımız mutluluğun hep uzun sürmesinden yana, ama zaman böyle bir şey değil. Gün olur asra bedel, diyor ya hani, zamanı böyle karşılamak lazım. Kaç yıl geçirsek ağaç tutmuş olacaktı acaba? Ya da bir aşının tuttuğunu düşünmek için illa ağacı mı görmek lazım? Bence tuttu, hem de ne güzel tuttu. Beni bir Sekoya Ağacı yaptı Nedim.

Toplu iğne başı kadar bir tohumdan büyüyor sekoyalar, dünyanın en büyük ağacı oluyor sonra, en uzun ömürlü ağacı. Ama o tohum kendiliğinden yeşermiyor, yangınlarla birlikte açılıyor tohumlar. Yıldırım düşünce vah tüh demiyor Sekoya; yanıyor, yanıyor ve yandıkça çoğalıyor. Gel gelelim yangını, yandığı dışardan görünmüyor, içerden yanıyor sekoya, içi alev alev ama kabuğu sert, temiz, sağlam, yandığı belli değil. Bir kitapta okumuştum “Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş, sekoya ormanında yangınlar ağaçların içinde olup bitermiş.” diyordu. Biz iki kırık dalı aşıladık, yıldırım düştü üstüne, şimdi ben bir küçük sekoya olarak çıktım yola.

"Ama, sözüm olsun, acıyı bal eyleyemeyi başaracağım, yaparım, o sekoyanın gölgesinde herkesi toplayacağım. "

Nedim evlenmeyi çok istemişti. Bir gün çocuklarla aramda bir hır gür çıktı, oluyor ya hani kriz anları. Herkes bir yanda bağrışıyor. Nedim’e salonun ortasında durup; “Üç çocuklu hayat böyle Nedim, buna rağmen mi düşünüyorsun benle evlenmeyi?” diye sordum.

Omuzlarımdan tuttu “Buna rağmen değil, bu da dahil istiyorum” dedi. Hayatımın tokatıdır. Şimdi sıra bende. Bu sevgi, bu evlilik bu da dahil bir evlilik, ölüm dahil, ayrılık dahil, acı dahil. Ama, sözüm olsun, acıyı bal eyleyemeyi başaracağım, yaparım, o sekoyanın gölgesinde herkesi toplayacağım. Tek ki Allah bir yıldırım daha düşürmesin üstüme.

"Konuşabiliyoruz, dedim ve bu o kadar müthiş bir şey ki, hiç susmasın, hiç susmayayım istiyorum.”

Birkaç ay önce eski bir arkadaşım sormuştu, “Sen bu adamı çok sevdin, neden?” diye. “Konuşabiliyoruz, dedim ve bu o kadar müthiş bir şey ki, hiç susmasın, hiç susmayayım istiyorum.” Anlatacak çok şeyimiz varmış birbirimize. Çok çay soğuttuk, çok geç kaldık, uykusuz kaldık, asansörün düğmesine basmayı çok unuttuk konuşacağız diye.

"Anlat, doğduğun günden itibaren anlat..."

 Anlat, doğduğun günden itibaren anlat, diye oturtmuştum bir gün karşıma. Her şeyi dinledim. Çocukluğunu, gençliğini, okul anılarını, akrabalarını, aşklarını, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, hayallerini, pek çok şeyi. Kırklareli’ne gidince akrabaları kendilerini tanıttı ama zaten tanıyordum. Bana onu anlattılar, içimden hep “bunu dinlemiştim Nedim’den” dedim.

“Açın ağzınızı, gönlünüzü, kalbinizi birbirinize, susmayın."

Konuşabiliyor olmanın ne kadar kıymetli olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Yapılacak ve baş edilecek bir sürü işle bıraktı beni, şimdi sürekli “Nedim’e sorsam ne derdi, ne yapardı” diyorum ve hepsinin cevabı var. Demek ki konuşmuşuz, demek ki dinlemişim. Bu ramazanda bir yere iftara gittik. Yan masaya genç bir çift oturdu ve iftar boyunca hiç konuşmadılar. Genç adam bir kez “su koy” dedi ve kız ona su doldurdu, o kadar.

O masadaki negatif enerji aktı durdu bizim masaya. Göz ucumuzla izledik. Ben bi ara “Hadi gel konuşalım onlarla, biz onlardan büyüğüz, ömürlerini böyle zayi etmesinler” dedim. “Bırak zamanla anlarlar” dedi. Keşke konuşsaydık, belki daha erken anlarlardı sohbetin kıymetini. Eğer gidip konuşsaydık derdim ki; “açın ağzınızı, gönlünüzü, kalbinizi birbirinize, susmayın."

"Allah muhabbetinizi artırsın dileğinde hem sohbetin, hem sevginin artması temennisi var."

Eski dilde sevginin kelime karşılığı “muhabbet”; her iki anlamıyla da doğru. Allah muhabbetinizi artırsın dileğinde hem sohbetin, hem sevginin artması temennisi var.

O olacak ki, bu da olsun...” Şanslıyım ki bu muhabbeti tatmış, kıymetini bilmişim; bugün hala sesi, sohbeti kulağımda. Yıllar önce öğrenmiştim; Mevlevilikte ölünmez, susulur derler. O yüzden mezarlıklarının girişine Hamuşân yazarlar; yani “susmuşlar...” Ben biliyorum sevgilim ölmedi, sustu; giderken de bana iç sesini bıraktı; yapmam gereken tek şey bundan sonra yüreğime konuşmak ve oradan gelecek sese kulak vermek şimdi.

Beğenip, paylaşmayı unutmayın lütfen...

Görsel kaynaklar:

  • Şermin Yaşar Arda
İçerik Kaynakları :
  • Şermin Yaşar Arda

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şunları Yapın, Hiçbir Hastalığınız Kalmaz

►Düzenli olarak elma yiyin. ► Türk kahvesi ile aranız yoksa arayı bulun. Türk kahvesi de muazzam bir zihin açıcıdır. Sabahları kahvaltıdan bir saat kadar sonra Türk kahvesi için... Türk kahvesi erken ölüm riskini dahil bir çok derdi azaltmaya yeter. Sallama çayları, plastik bardak ve şişeleri, damacana suları terk edin. İş görür bir su arıtıcı kullanın. Bekleyen ve paketlenip taşınan sulardan uzak durun. ► Çörek otu yağı için ve saçınıza, cildinize, yüzünüze sürün. ► Çörek otunu kokusundan ve tadından dolayı içemezseniz (ki insanların çoğu içemiyor) çörek otu yağının kapsül haline getirildiği ürünler mevcut, onlardan alın ve kolayca sabah akşam yemeklerden önce ikişer adet yutun. ► İncir mucizesini de kaçırmayın! Kuş başı kıyılarak hakiki zeytin yağında birkaç gün bekletilmiş kuru incir yiyin. Hakiki zeytin yağında 3-5 gün bekletilmiş kuru inciri, arada zeytin yağı da yutacak şekilde kaşıkla, sabah akşam aç karnına, yemeklerden önce düzenli olarak yiyin.����…

Çocuklarda Ateş Ve Ateşi Düşürme Yolları

Ateş düşürmek İçin asla kolonya, alkol, sirke, buz ve soğuk su kullanmayın. bunlar damarları ani olarak büzer ateş hemen düşer gibi olur. sonrasında ise damarlar genişler ve ateş çok daha fazla yükselir. . özellikle küçük bebeklerde havale riskini arttırır. Öncelikle Ateşin çocuğunuz için bir savunma mekanizması olduğunu unutmayın. Her çocuğun ateşi çıkar. Bu vücudun savunma mekanizmasıdır. Önemli olan çıkan ateşi kontrol altında tutmaktır. Öncelikle Ateşli Çocukta yapılmaması gerekenleri maddeler halinde anlatacağım 1. Çocuk ateş nedeniyle titrer. aile eli ayağı buz gibi başı yanıyor çocuğumun der. Bu tamamen ateşin doğası ile ilgili bir durumdur. Kan dolaşımının fazla olduğu baş ve vücut kısmı daha sıcak kan dolaşımının az olduğu el ve ayaklar soğuk olacaktır.

1. Çocuğunuz Ateşliyken,titrese,morarsa bile Asla ve asla üzerini örtmeyin.(Çocuğun üzerini örtmekle yangına odun atmak arasında bir fark yoktur) 2.Ateş düşürmek İçin asla kolonya, alkol, sirke, buz ve soğuk su kullanmayın. bu…

Masa Temizliği

Ayşe sabah işe geldiğinde masasının silinmediğini fark etti. Çalışanı arayıp masanın silinmesini istemek yerine eline aldığı kolonyalı mendil ile masasını sildi. İki gün sonra aynı olay tekrar etti. Ayşe yine talep etmek yerine masayı kendisi sildi. Temizlik elemanı bir kaç gün sonra Ayşe'ye; "Ayşe hanım ben unuttum masanızı yine silmeyi "dedi. Ayşe ise" hiç sorun değil,ben kendim de hallediyorum" dedi. Bir süre sonra Ayşe'nin masası neredeyse hiç silinmez oldu. Çünkü Ayşe,fedakarlığı bir kez yapmayıp sürekli hale getirdiği için artık masa silme onun görevi haline dönüşmüştü. İşte hepimiz birer Ayşe olabiliyoruz. Kriz dönemlerinde,yardım etmeye çalışırken,anlık çözümler üretmeye çalışırken, farkında olmadan birer Ayşe ye dönüşüyoruz. Ve dönüp geriye baktığımızda ; "Hayır" diyemediğimiz için,"kırılır " diye düşündüğümüz için başkasının sorumluluğunu üstlendiğimizi fark ediyoruz. Çoğu zaman da bu görevi sürdürmek için davranışımızı rasy…

ÖNEMLİ UYARI

Hastaliklari tedavi etmek, 1219 sayili Tababet Kanunu'na göre sadece hekimlerimizin görevidir. Bu sitede yer alan bilgiler saglikli yasama tavsiye niteliginde olup ürünlerimiz ilaç degil, besin destek ürünleridir. Tedavi veya doktor tedavisi yerine geçmez. Kürlerde ve metinler içerisinde geçen bitkilerin kullanimindan önce, Adi geçen bitkilere alerjiniz olup olmadigini kontrol ettirdikten sonra kullanmaniz tavsiye edilir. Bu sitede yazılan yazılar bilgilendirme amaçlıdır. Herhangi bir rahatsızlığı olanlar, mutlaka doktorlarına danışarak kullanmalarında fayda vardır.